Küresel krizin nedenleri

Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi kuralsızlığı da yanında getirdi. Sistem öyle hızlı bir değişim içine girdi ki, bankalara konulan kurallar mali sektöre yetmez oldu. Sektör o kuralların dışına taştı. Ya da belki daha doğru bir ifadeyle sektör bu kuralların dışına taşacak enstrümanları hızla devreye soktu. Bu gelişme mali sektörün hacminin reel sektöre göre misliyle büyümesine ve doğal olarak da risklerin artmasına yol açtı. 2000’lerin başından bu yana dünya yüzde 40 dolayında büyümüş durumda. Oysa varlıkların değerini ifade eden kâğıtların değeri üç, dört kat artmış. Bu uyumsuzluk büyük ölçüde kuralsızlıktan kaynaklandı. Kurallara bağlı olan bankacılık sektörü kredilerini bu oranda büyütemedi ama onları paketleyip başka enstrümanlara büründürerek inanılmaz bir hacim yaratmayı becerdi. Sanal dünya ile reel dünya arasında bir uyumsuzluk olması normaldir. Ama bu uyumsuzluk bugünkü anormal boyuta ulaştığında sistem bunu taşıyamıyor.

Ekonomide politika iktidarsızlığı diye bir kavram vardır. En bilinen biçimi yeni klasik okul üyeleri tarafından ortaya atılan rasyonel bekleyişler teorisiyle gündeme gelmiştir. Kısaca ‘herkesin her şeyi bildiği ve önlemlerini önceden aldığı bir ortamda ekonomi politikası iktidarsız hale gelir’ biçiminde özetlemek mümkündür. Bunu aşmanın tek yolu sürpriz kararlar alıp uygulamaktır. Ekonomik sistem küreselleşinceye kadar bilinen politika iktidarsızlığı aşağı yukarı bununla sınırlıydı. Küreselleşme olgusu, ekonomilerin birbiriyle çok daha fazla ilişkili hale gelmesine yol açtı. Bir yandan Dünya Ticaret Örgütü üyeliği bir yandan bölgesel ekonomik veya siyasal birlikler (ki bunların en önemlisi AB’dir) bu ilişkileri artırdı. Sonuç olarak karşımıza ulus devletlerin ekonomi politikası uygulamasında iktidarsızlaşması olgusu çıktı. Bunun en tipik örneği dış ticaret politikasında görülüyor. Küresel sisteme dahil olan ülkelerin hiçbiri artık eskisi gibi ithalata sınır koyma, tarife artırma, kota uygulama gibi yetkileri kullanamıyor. Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi başka iktidarsızlıkları da birlikte getirdi. Bu yeni sisteme dalgalı kur ya da ona benzer bir kur mekanizması eşlik ediyor. Öyle olunca bir kur politikası izlemenin pek de olanağı kalmıyor. Bugün artık ekonomi politikası denildiğinde yalnızca iç vergilerle oynamak ve faizleri etkilemekten başka pek bir politika seçeneği akla gelmiyor.

Değişimler eğer kural koymak ya da denetim mekanizmaları geliştirmekten daha hızlı biçimde oluşursa sonuçta sistem tıkanmasına yol açıyor. Kapitalist dünya bunu 1930’larda yaşadı. Sanayi devriminin ardından gelişen mali sektör öylesine hızlı büyümüştü ki, sanal dünya ile reel dünya arasındaki uçurumun bir düzeltme işleminden geçmesi kaçınılmaz hale gelmişti. Sonuçta sistemin bütünüyle çökmesine ramak kala Keynesyen politikalar imdada yetişti. Keynes, piyasaların kendi başına bırakılamayacağını, devletin ekonomide düzenleyici rol oynaması gerektiğini öne sürmüştü. Bu öneri ve arkasında yatan model, büyük bunalımdan çıkışın modeli oldu. Zaman içinde devlet yine geri plana çekilmeye yöneldi. 1990’larda yaşanan küresel sistem değişikliği 2000’lerin ortasına geldiğimizde benzer bir krize yol açtı. Şimdi yine Keynesyen politikalara geri dönülüyor. Devletler yine kamulaştırmalara, fonlar kurmaya gidiyor.

Neden böyle oldu? Çünkü değişim, kural koyucudan, düzenleyiciden çok daha hızlı gidiyor. Öyle olunca da devlete eski modele dönüp dizginleri ele almak kalıyor. Kapitalizmin tarihsel eksikliği de burada zaten: Gelişimi öngörüp değişimler ortaya çıkmadan önce gereken düzenlemeyi yapamıyor. İçinde bulunduğumuz küresel kriz mali sektörle reel sektör arasındaki uyumsuzluğun artmasından çıktı. Devlet müdahaleleri sonucunda biraz hafifletildi. Tam çözülebilmesi mali sektörün biraz daha değer kaybetmesi ve reel sektöre biraz daha yaklaşmasına bağlı bulunuyor.

Kapitalizm şimdiye kadar irili ufaklı birçok kriz yaşadı. Bu kriz de son kriz olmayacak kuşkusuz. Bu krizlerin ortak olan ve olmayan birçok yönü var. Ama tuhaf biçimde çözüm hep aynı yolla oluyor: Krizin üstünü parayla örtmek. Çinlilerin dediği gibi ‘para her türlü ayıbı örter.’ İçinde bulunduğumuz küresel krizden çıkış için geliştirilen yol da yine devletin para saçması. Düne kadar devleti ahmaklık ve özel sektöre engel olmakla suçlayanlar bugün devletin kendilerini ve şirketlerini kurtarmasını ve piyasaya para saçmasını talep ediyorlar. Ne var ki para saçılarak atılan çözüm adımları ahlaki değerleri zedelemekten, kamu maliyesinin disiplinini düşürmeye, enflasyondan rekabeti bozmaya kadar ileride doğabilecek yeni krizlerin altyapısını oluşturuyor.

Radikal
MAHFİ EĞİLMEZ
mahfie@gmail.com

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Anket

Çalıştığınız iş alanını neden tercih ettiniz:

Son yorumlar

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19